Ve bennn

Fotoğrafım
Hiç ilk görüşte aşık olmadım. Baktım, konuştum ve bana en çok acı çektirebilecek olanı seçtim.

26 Aralık 2010 Pazar

Martıların ihaneti...

Martılar terk etti denizi. Az önce çığlık çğlığa, yeryüzünü kıskandırırcasına aşk yapıyorlardı oysa... Martılar yok diye denize bakmak istemiyor kimse. Nasıl bütünleştirmişsek deniz ve martıyı, yalnızken anlamsız geliyor işte.

Şimdiyse gökyüzünde martı. Denizin gözleri önünde kanat çırpıyor başka bir tene. Nasılsa deniz hep aynı yerde. Benim de böyle bekleyenim olsa ben de tadardım gökyüzünün kokusunu. İhanetin mayhoşluğunu hissederken damağımda, bırakırdım acısını denize..

İşte yine geldi. Tekrardan bıraktı bedenini denize. Denizse yeniden sarıp sarmaladı onu. Hiç çekinmeden açtı içini. Balıklarından verdi ona. Aşkla doyurdu sevdiğinin karnını. Martıysa hiç utanmadan yedi denizin yaşama umutlarını Gagasıyla parçaladığı şeyin bir yürek olduğunu düşünmeden...

Tam da bu sırada sahile indi bir genç kız. Siyah botları, pembe atkısı, sarı teni ve beyaz bir çantası vardı. Yüreğindeki ateşin renginde bir ruj sürmüştü. Gözlerindeki dehşet kadar maviydi beresi. Başını gökyüzüne kaldırdığında ensesinden yere düştü. Eğilip almaya tenezzül etmedi. Devam etti bir ihanetin failine bakmaya.

Kızdı, çok kızdı. Tanık olduğu şeyi yakıştırmadı doğaya.''Siz de mi sahip çıkamadınız sadakate?'' diyordu. Hıncını alıp denize indirdiğinde başını, masumiyetin hüznüyle düştü melekler gözlerinden. Yağmur damlalarından sandı yanaklarındaki ıslaklığı. Denizden kopup gelen birkaç tuzlu suyun soğukluğunu hissedince fark etti gözyaşlarının sıcaklığını..

Omzunda hissettiği bir elle irkildi.Dönüp baktığında başka bir ihanetin faili vardı karşısında. Ama bu fail ihanetin yalnızca mayhoşluğunu değil, acısını da duymuş kı gelmiş buraya kadar.

''Ne var'' dedi gözleri, içindeki dehşeti kusarken. Martı misali sarıp sarmalanacak yar arıyordu karşısındaki hiç adam. Ama kızın yüreği deniz kadar büyük değildi. Taşıyamazdı ki... ''Ne işin var burada'' diyebildi dili. ''Sana geldim, senin olmaya geldim'' dedi sevdiği. Sustu. Yaşlarını silerken matem bulaştı ellerine. Üstüne sildi. Her yanını kapladı... ''Ben deniz değilim ki'' dedi. Anlayamadı genç adam. ''Nasıl'' diye sorduysa da cevabını duyamadı.

Eğildi. bneresini aldı ve siyah botlarının içindeki ayaklarını sürüdü genç kız. Ne silveti kaldı ardında, ne sesi. Adamsa, ne gitme dur diyebildi, ne de peşinden koşabildi. İhanetin affedicisi olan denizin koynuna girdi. Karanlıktan sonsuzluğa doğru ilerledi...